3 Aralık 2021

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan mutant virüs uyarısı (Özel Haber)

Ankara’da Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, mutant virüs salgınıyla ilgili “Görünen o ki bu şekilde devam ederse İngiliz mutantı bu orijinal Wuhan’da ilk ortaya çıkan virüsün yerini aylar içerisinde alacak” dedi.

ANKARA (İGFA) – Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı, Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Ankara Masası özel yayınında Gökhan Gökyıldırım’ın sorularını yanıtladı. Mehmet Ceyhan, tüm dünyada hızla yayılan mutant virüslerle ilgili ” Bütün dünyada hızlı yayılan İngiltere mutantı oldu. Görünen o ki bu şekilde devam ederse İngiliz mutantı bu orijinal Wuhan’da ilk ortaya çıkan virüsün yerini alacak aylar içerisinde.” dedi.

“Türkiye’de bir mutasyon gelişiyor mu, buna bakamıyoruz”

Virüslerin yapıları itibarıyla çok sık mutasyona uğradığının altını çizen Ceyhan “Bunda da aslında 4 tane değil çok daha fazla mutasyon ortaya çıktı ama virüsün davranışında yani gerek bulaşma hızında, gerek hastalık yapıcı özelliğin de bir değişime yol açmadı.  Ama arkasından gelişen 4 tane mutasyon virüsün bulaştırıcılığını artırdığı gösterildi. Yani İngiltere mutasyonu işte Brezilya, Güney Afrika, Kaliforniya, New York mutasyonları, fakat bunların hastalık yapıcı özelliği ve bir değişiklik olmadığı için yani bir hekimin hastasına bakıp bu mutant virüste enfekte ya da hasta bu değil deme şansı yok.  Ancak test ile anlayabiliyorsunuz. Tabii Biz bu mutasyonların bir de sadece yurt dışında gelişmiş, bakılmış ve ortaya konmuş olanları tespit edebiliyoruz. Çünkü bunun için test kitleri geliştiriliyor ve onları Sağlık Bakanlığı alıyor. Onlar kullanılarak 41.000 civarında mutant virüs vakası tespit ediliyor. Ama Türkiye’de bir mutasyon gelişiyor mu, buna bakamıyoruz. Çünkü onun için sekans dediğimiz bir işlem yapılması lazım. Yani sekans dediğimiz şey şu; virüsün genetik materyalinin her noktasını tek tek inceliyorsunuz ve bir harita çıkarıyorsunuz.

Burada orijinal virüsten nasıl değişiklikler olmuş görüyorsunuz. Bu tabii bir tanesini örneğin geçen bir araştırma için bir arkadaş aradı yaklaşık 110.000 bin liraya yapılıyor tek bir virüsün sekansı. Dolayısıyla biz hani Türkiye’de sadece dışarıda tanımlanmış bu dört mutasyona bakıyoruz şu anda.  Bunlardan da en sık görülen bütün dünyada hızlı yayılan İngiltere mutantı oldu. Görünen o ki bu şekilde devam ederse İngiliz mutantı bu orijinal Wuhan’da ilk ortaya çıkan virüsün yerini alacak aylar içerisinde. Çünkü bazı ülkelerde işte çok yüksek oranda vaka var. Örneğin İsveç, yüzde 50’den fazla vakasının, Almanya yüzde 22 vakasının, bu mutant virüsle ortaya çıktığını gösterdi. Sağlık Bakanlığı 41.000 civarında mutant virüs vakası açıkladı ama bunlarda da gene davranışında bir farklılık olmadığı için burada da gene bu problem geçerli. Yani işte biz ancak onda birini tespit edebiliyoruz. Çünkü 10’da 1’i belirti veriyor ancak. Belirti vermeyenlere yönelik çok sistemli tarama testini yapmıyorsanız %90’ını zaten tanımlayamıyoruz o halde demek ki bu 41.000 vakayı yaklaşık 400.000 civarında olabilir diye düşünmek lazım. İşte bunlar tabi toplam virüs içindeki yüzdesi de gün geçtikçe artıyor maalesef. Çünkü daha hızlı bulaşıyor.” dedi.

Mehmet Ceyhan, koronavirüs salgınıyla ilgili şunları söyledi;

“Bizim işimize yarayan pandemi bitiren bir durum ortaya çıkıyor”

Burada şöyle bir durum da var: Bu iyi yönde bir mutasyon olacaksa yani virüs işte hastalık yapıcı özelliğini kaybedip aynen Sars’ta Mers’te olduğu gibi işte ortalıktan kaybolacaksa da bu yolu izlemesi gerekiyor.

Yani aynı virüsün hem daha az ulaşan bir özellik kazanması lazım ki onu kazanmaya başladı. Ama aynı virüste aynı zamanda hastalık yapıcı özelliği eğer arttıran yönde bir mutasyon olursa o zaman sonuçları kötü oluyor ama hastalık yapıcı özelliği daha azaltılacak bir mutasyon olursa o zaman da bizim işimize yarayan pandemi bitiren bir durum ortaya çıkıyor. Henüz bu ikinci mutasyon olmuş değil.

“New York mutant’ı nasıl geliyor Türkiye’ye?”

Şimdi şöyle buradaki bazı dezavantajlar var çünkü tarihteki salgınlar gerçekten böyle iki seneden uzun sürmemiş burada tabi dezavantaj şu o eski döneme göre çok daha fazla insan teması var. Gerek uluslararası, gerek ulusal anlamda şehirlerarası anlamında. Eskiden insanlar düşünsenize İspanyol gribi tam 1. Dünya Savaşı yıllarında oldu. Ona 50 milyon kişiyi öldürmesine rağmen insanlar Amerika’dan Avrupa’ya gemilerle üç ayda gelebiliyorlardı. Ama şimdi öyle değil. Mesela Kaliforniya, New York mutant’ı nasıl geliyor Türkiye’ye? Amerika’dan uçakla gelen birisi gelip burada bulaştırıyor öyle yayılmaya başlıyor.

O yüzden bu gibi durumlarda alınması gereken bazı önlemler var. Bunların en önemlilerinden biri de mutant virüsün yayıldığı ülkelerle olan teması kesmek ki bunu sadece yani böyle gelişmiş ülkeler değil diğer ülkeler de yapıyor. Örneğin Irak, bir ay olmadı tam 8 tane ülkeyle uçuşlarını durdurdu mutant virüsün yayılımını engellemek için.

Ama biz hiçbir şekilde bir engelleme uygulamadık. Türkiye’de hızla yayılımının bir nedeni de o oldu.

Karadeniz’de hızlı vaka artışı

Tabii şimdi burada mesela Karadeniz de arttığına dair sinyaller vardı. O dönemde Karadeniz bölgesinde bu vakaların arttığı yerde hemen mutant virüs akla gelip, en azından işte diğer illerle olan iletişimine sınırlamalar getirilmesi lazımdı. Eğer getirmezseniz bu mutant virüs o kadar hızlı yayılıyor ki çok yakında İstanbul’da bir ikinci artış dönemi. İşte arkasından İzmir’de Ankara’da sonra Türkiye’nin geneline sirayet edecek bir artış dönemi görülüyor. Salgının özelliği bu, bundan kaçış yok.

Onun için bugün herkes elinden geldiğince önlem almak zorunda.

Evet, onu zaten Sağlık Bakanlığı açıkladı. Birçok ilde bir artış başladı üstelik bu artışlar henüz bu işte normalleşme adımları atılmasının etkileri görülmeden ortaya çıkan adımlar. Biz bu artışları son 2-3 gündür işte bu önlemlerin kaldırılmasının etkilerini görmeye başladık.

O aylar süren bir etki oluyor.

Yani insanlar işte, bazı bilim adamları işte 2 hafta sonra 3 hafta sonra gibi tarihler veriyor. Pek öyle olmuyor bu virüste. Bazen mesela belirtisiz seyreden insanlar arasında yayılıyor, farkına varmıyorsunuz. Ama birdenbire bizim süper bulaştırıcı dediğimiz yani potansiyeli olan insanlar var ve tam anlaşılmış değil, neden.

Bu insanlar bir kalabalığa giriyor, doğrudan yüzlerce kişiye bulaştırabiliyor bu virüsü. Böyle olduğu zaman işte bir sayı patlaması ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla ille de böyle hemen bir şekilde aniden yükselişler falan beklememeliyiz. Ama bu zaman içerisinde eğer yeterli dikkati göstermezsek, vakaların artırıcı yönde risk oluşturan bir durum bu mutantların olması, önlemlerin de aynı anda kaldırılması, okulların açılması, iş yerlerin açılması falan hepsi bir araya geldiği için bunlar zorluyor tabi vakaları artış yönünde.

“Bütün dünya zorlanıyor”

Onun içinde eskiden bir dikkat ediyorsak şimdi en az beş dikkat edin.
Yani bu çok önemli bir nokta. Bir taraftan da şöyle bir gerçekte var. Okulların açılmasıyla, işyerlerinin açılmasını birbirinden ayrı tutmak lazım. Çünkü gerçekten eğitim sağlıktan sonra ikinci temel hak diye düşünüyorum. Çocukların bir eğitim alması lazım. Bunu bir şekilde sağlamanız lazım. Onun için bütün dünya zorlanıyor. Okulları açılıp kapatırken kriterler koyuyorlar. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri diyor ki ben haftada en az bir defa tarama yapacağım diyor ve bu taramalarda ki test sonuç pozitifliği yüzde 1’in altına inerse okulları açacağım diyor. Ama taramalara devam edeceğim diyor. Yüzde 3’ün üzerine çıktığında da yeniden kapatacağım diyor.

Biz şimdi bir tarama testi uygulayarak değil, daha çok belirtili hasta ortaya çıkarsa diye şeklinde bir rehber hazırladık.

Burada bunun dezavantajı şu; çocuklarda çok daha düşük oranda belirtili seyrediyor bu hastalık. Dolayısıyla biz belirtili bir hasta bulduğumuzda etrafında 10 tane 20 tane belirtisiz ama virüsü kapmış çocuk olma ihtimali var.

Şimdi fakat bir taraftan da işte eğitimi de yürütmeye çalışıyoruz. Şimdi bu mutantların bu özellikleriyle ilgili dikkat çekmeye başladıklarında insanlar tabii çok şüpheyle karşıladık.

Çünkü sayılar çok yeterli değildi ama önce İngiltere arkasından İtalya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, en sonunda İsveç iki gün önce bu virüs daha çok özellikle orijinal virüsün en az etkilediği 0 – 9 yaş arasındaki çocukları etkiliyor diye rakamlar yayınlayınca biraz tabi gözümüz korktu açıkçası. Yani şimdi 0-9 yaş grubu en az bulaştıracak ve kendileri en az etkilenecek grup diye düşünürken, o yüzden de önce kreşler sonra ilkokulların ilk sınıfları açılırken, şimdi birdenbire bu tablonun ortaya çıkması, bu yaş gurubunun da gerek kendi sağlıkları açısından gerek evlerindeki riskli insanlar açısından önemli olduğu ortaya çıktı.

Şimdi şöyle bir düşünün İsveç’te mesela 0 – 9 yaş arasındaki vaka sayıları mutant virüsleri yayılmaya başlayınca yüzde 132 artmış.

Onun ikinci sırada adolesan yaş grubu yani 10 – 20 yaş arası izliyor ve yeni yeni de gerek kadınlarla ilgili bazı bilgiler gelmeye başladı. Henüz böyle çok sistemli bir yayın yapılmadı ama orada da dikkatli olmalıyız. Yani mutasyon virüs de böyle bir davranış değişikliği meydana getiriyorsa eskiden korunmada en az önem verdiğimiz grupları en çok korumamız gerektiği ortaya çıkacak.

E o yüzden de okullarda tabii işte elden geldiğince bazı tedbirler falan alınıyor ama ailelerin de işte çocukları eve geldiklerinde eğer evlerinde riskli bir kişi varsa örneğin işte kalp hastası, kanser hastası, bağışıklık eksikliği olan yaşı yüksek bir kişi varsa çocukları onlarla maskesiz ve mesafesiz temas ettirmemeye çalışmaları lazım.

“Virüsü evdeki riskli kişiye bulaştırma şansımız hala devam ediyor”

Aşılar hiç ummadığımız bir zamanda yani hiçbirimizin bu kadar erken beklemediği bir dönemde geliştirildi ve kullanıma girdi.

Bu tabii çok büyük bir avantaj. Yani bu işte bir salgını bitirmenin en etkili ve insancıl yöntemi aslında aşılama.  

Fakat şimdi konu pandemi olunca, yani küresel bir salgın olunca yeteri kadar insan bütün dünyada bağışık hale gelmeden kendini güvende hissetmiyor.

Yani diyelim ki toplumun yüzde 10’unu aşıladık o yüzde 10 kişisel anlamda aşı ne kadar koruyorsa o oranda korunuyor ama maalesef aşılananlar da virüsü alıp başkalarına bulaştırabiliyor.  

Yani diyelim ki siz aşılandınız evinizde 4 – 5 kişi ile birlikte yaşıyorsunuz aile üyelerinizle orada riskli biri varsa siz dışarıdan alırsınız virüsü hastalanmazsınız işte yüzde diyelim 80 oranında ama alıp o virüsü getirip evdeki riskli kişiye bulaştırma şansımız hala devam ediyor.

Onun için bir defa aşılama, yüzde 60’ı toplumun bağışık hale gelmeden tedbirlerin ortadan kalkmasını sağlamıyor.

“O tek doz öldürmüyor virüsü”

İkincisi tabi bazı arkadaşlarımız yanlış bazı bilgiler veriyorlar basına özellikle. Çünkü aşılama çok farklı bir konu. Çok tecrübe isteyen salgın aşılaması çok daha farklı bir konu. Mesela benim işte yıllardan beri söylediğim çocuk aşılamasında yani kitlesel aşılamada aşıların arasındaki süreyi artırırsanız mesela iki doz yapılıyor bu 14 gün yerine, bunu iki ay arayla yaparsanız aşının etkinliğinden bir şey kaybetmiyor. Ama bu bir pandemi aşılaması ise yani bir salgın aşılaması ise sizin bu aşılamayı mümkün olan en kısa sürede o noktaya getirmeniz lazım. Çünkü diyelim ki birinci doz yaktınız ve 1 – 2 ay o kişiyi tek doz da bıraktınız, o tek doz öldürmüyor virüsü, ortadan kaldırmıyor, ancak sadece virüse biz silahımızı tanıtıyoruz.

Diyoruz ki bak ben seni bununla öldüreceğim diyoruz ve virüste hemen buna karşı bir mutasyon geliştirerek önlemini alıyor. Yani biz bir şekilde bu aşılamanın süresini uzattıkça mutasyon geliştirme şansı çıkıyor.

“Virüs kendini korumak için genetik değiştirdi”

Bu aynı şekilde tedavide de geçerli.  Maalesef o dönemde de çok tartışmamıza rağmen işte antiviral çok değişik ilaçlar kullanıldı.  Şimdi bu ilaçların hiçbirinin maalesef etkisi çıkmadı ortaya. Yani antiviral dedim virüsü direk öldüren bir ilaç henüz bulunamadı ama ne yaptı mutasyonu hızlandırdılar. Virüs o ilaçlardan kendini korumak için genetik yapısında değişiklikler meydana getirdi. Mutasyonların artmasının bir nedeni de bu. O yüzden pandemi aşılamasında birinci neden toplumun en az yüzde 60’ını bağışık hale getirecek bir aşılama uygulamak. Bu da şöyle düşünün yüz diyelim ki yüzde 80 etkilendi bakanın bizim Hacettepe çalışmasını açıkladı rakamı baz alalım. Sizin toplumun yüzde 60’ını korumanız için yüzde 80’ine yakınını aşılamanız lazım. Zaten geri kalan yüzde 20’si çocuk. Bunlara karşı henüz dünyada uygulanabilecek bir aşı geliştirilmedi. Şimdi o yüzden de demek yetişkinlerin tamamına yakınının aşılanması lazım. Hani bir aşı olayım olmayım diye düşünürken bunu hem kendi sağlığınız açısından tabii ki düşüneceksiniz. Ama esas toplum sağlığı açısından bir görev olduğunu da düşünmek zorundayız. Yoksa biz buna senelerce dayanamayız bu şekilde yaşamaya yani bir salgın ortamında.

Şöyle söyleyeyim Angola’da diyelim işte Dünya Sağlık örgütü açıkladı. 130 ülkede henüz hiç aşıya ulaşım yoktu. 38’inde sıfırdı aşılama. Hemen gelişmiş ülkeler işte kendilerine parasını verip aldılar aşıları.  Hâlbuki Angola’da diyelim ki onay devam ediyor ve biz bitirdik. O Angola’dan bir yere oradan başka bir yere gidilip sonunda gelip Türkiye’de yeni bir salgın dalgası ortaya çıkarabilir. Bu unutmayalım ki bu salgın bundan bir yıl önce Wuhan da Çin’in Wuhan şehrinde bir insanın yarasa temasıyla başladı. Yüzlerce milyon insan hastalandı, onlarca milyon insan hayatını kaybetti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir